Koğuş arkadaşım Uğur Mumcu

Koğuş arkadaşım Uğur Mumcu

24 Ocak 1993... Ankara kar altında. Sabah saat 10’da Çankaya sırtlarında patlayan bir bomba gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun arabasını havaya uçurdu. Mumcu’yu katleden bomba aslında yalnızca o arabanın altına konmamış, Türkiye’nin de temeline konmuştu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırma operasyonunun önemli bir kilometre taşıydı. Türkiye halkı Mumcu’yu uğurlamak için Türkiye’nin kalbine akın etti. Ankara hiç bu kadar büyük bir kalabalığı ağırlamamıştı. Bir milyonu aşkın insan, saatlerce süren sağnak yağmura rağmen “Uğurlar ölmez. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” sloganlarıyla Türkiye’ye sahip çıkıyordu.


Uğur Mumcu ile ilk kez 12 Mart 1971 askeri darbe döneminde Mamak Cezaevi’nde tanıştım. O dönemde bir yazısında "ordu uyanık olmalı" demişti. Bu sözler, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediğinin kanıtı oldu. Bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Karar Yargıtay tarafından bozuldu ve serbest bırakıldı. Ama bu olay, Mumcu’nun askerliğini, "sakıncalı piyade" olarak yapması için gerekçe olacaktı.


Uğur Mumcu’yu kaybedeli 27 yıl oldu. 49 yıl önce Mamak Askeri Cezaevi’nin Dış-B koğuşunda tanıdığım Uğur Mumcu’yu yaratan faktörler nelerdi? Ailesi onu nasıl yetiştirmişti? Kültürü, kişiliği, terbiyesi nasıl oluşmuştu? Araştırma merakı nereden geliyordu? Nasıl gazeteci olmuştu?


Bu soruların yanıtını Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu’dan alacaktım. Ceyhan ağabey ile yaptığım söyleşi Aydınlık’ta 3- 9 Mayıs 1993 tarihleri arasında. “Uğur Mumcu’yu ağabeyi Ceyhan Mumcu anlattı” başlıklı dizi yazı olarak yayımlandı. Bu yazı sonradan Mumcu anısına yayımlanan bazı kitaplara da girdi.


UĞUR MUMCU GAZETECİLİĞİ


Cumhuriyet, Türkiye'de gazeteciliği etkilemiş bir gazete. Bir dönem, medyayı şekillendiren isimlerin önemli bir bölümü Cumhuriyet'ten geçmiş gazeteciler. 


Onlardan biri de Uğur Mumcu’dur. Bir Uğur Mumcu gazeteciliği vardır. Gerçeğe ulaşmak için kılı kırk yaran, soru soran, sorgulayan, iğneyle kuyu kazan, gerçeklere sadık kalan. Kitapları bu gazeteciliğin ürünüdür.


1991 yılında İlhan Selçuk’a yönelik Hasan Cemal- Okay Gönensin darbesinden sonra Uğur Mumcu, yaklaşık 65 Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde yazdı. Gazetedeki yönetim değişikliğinden sonra 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü. 8 ay sonra, 24 Ocak 1993 günü öldürüldü.


TAZMİNATA İHTİYATİ TEDBİR


Eşi Güldal Mumcu, Uğur Mumcu’nun biriken tazminatlarını almak için gazeteye başvurduğunda inanılmaz bir durumla karşılaştı. Uğur Mumcu’nun alacağı tazminata “ihtiyati tedbir” kararı konulmuştu.


Nedeni çok geçmeden anlaşıldı. Hasan Cemal’in talimatıyla o dönemde Cumhuriyet’in avukatlığını yapan Fikret İlkiz, İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu hakkında, “gazetenin ticari itibarını zedeledikleri” gerekçesiyle bir tazminat davası açmıştı. Uğur Mumcu gazeteye döndükten sonra bile dava geri çekilmemişti. İlhan Selçuk’un talimatıyla bu akıldışı dava geri çekildi.


KATİLLERİ YAKALANDI AMA...


Uğur Mumcu’nun ölümünden bu yana Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerine yapılan ve ciddiye alınan yüzlerce ihbar yapıldı. Gene yüzlerce operasyonda gözaltına alınan 500’den fazla zanlı, “Mumcu’nun katili olabilir mi” diye sorgulandı. İktidarda bulunan partilerin çeşitli üst düzey yetkilileri, neredeyse her yıl Mumcu’nun katillerinin “yakalandığını” ya da adlarının saptandığını açıkladılar.


Cinayetin hemen ardından zamanın İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, cinayetin devletin namusu olduğunu ve aydınlatılacağını söyledi. Ancak devletin namusu olan cinayet, bugün hala aydınlatılamadı. Önce “İslami Harekat Örgütü” denildi.


Daha sonra Mumcu suikastı soruşturmasının, Hizbullah örgütüne doğru yöneldiği açıklandı. Kısa bir süre sonra katillerin onlar da olmadığı anlaşıldı.


PKK İTİRAFÇILARININ İDDİASI


PKK itirafçıları Murat Demir ve Murat İpek, Mumcu cinayetiyle ilgili olarak Kuzey Irak kökenli bir Kürt olan Velit Hüseyin’in adını ortaya attılar. O mu, değil mi? Velit Hüseyin, 1 Mart 1998 yılında Silopi’de öldürüldü. Onunla ilgili iddialar da böylece ortadan kalktı. Katil Velit Hüseyin de değildi. Ancak katil zanlıları serisi bitmemişti.


BİR PARANOYAK


4 Ağustos 1996 tarihli Aydınlık’ta yazdık. Yeni bir katil adayı ortaya çıktı. Abdullah Argun Çetin, suikastı öyle bir anlatıyordu ki, C-4’ü Mumcu’nun arabasının altına yerleştiren katil bile hayran kalırdı. Ankara DGM ve devlet Çetin’in üzerine atladı. Yeni bir katil bulunmuştu. Çetin idamla yargılandı. Suçu, Mumcu’yu öldürmekti. Çetin’in akli dengesini öğrenmek için rapor istendi. Katil adayı, resmen deliydi. Sonunda mahkeme Argun’u serbest bıraktı.


HEDEF TÜRK-İRAN İLİŞKİLE


Katil oldukları iddia edilen sanıkların tamamının ortak bir yanı vardı. Tümü için “İran’da eğitim görmüş ve İran bağlantılı” oldukları söyleniyordu. Bilinçli bir operasyon yapılıyordu. Bir taşla iki kuş vurulmak isteniyordu. Hem Türkiye-İran arasında gelişen ilişkiler baltalanacak, hem de kamuoyunun dikkati başka yöne çekilerek zihinler bulandırılacaktı. Bu formül çoğu kez tuttu. Amerika’nın hedef tahtasına koyduğu İran’la, Türkiye’nin ilişkileri ne zaman gelişse faili meçhul bir cinayetin katilleri yakalandı. Yakalananların da mutlaka İran’la bağlantısı vardı!


UMUT OPERASYONU


İstanbul'da 17 Ocak 2000 günü gerçekleştirilen büyük Hizbullah operasyonunda ele geçirilen disketler çözüm için ABD'ye gönderilmişti. 40 bin sayfayı aşan belgelerin birinde Yusuf Karakuş adı geçiyordu. Karakuş "Tevhid ve Selam" örgütündendi. Yusuf Karakuş yakalandı. Onun ifadesinden 'Kudüs Savaşçıları' adlı bir başka örgüte ulaşıldı. 'Hizbullah', 'Tevhid ve Selam', 'Kudüs Savaşçıları' vb. gibi isimler kafanızı karıştırmasın. Cinayet, tehdit, gasp, haraç, uyuşturucu ticareti vs. yapmak için çeşitli yeraltı örgütleri kurmak bir Gladyo yöntemidir!


24 Ocak 1993 günü katledilen Uğur Mumcu'nun katillerine ulaşıldı. Karakuş'un ifadesinden yola çıkarak Mumcu suikastının tetikçileri Ferhan Özmen, Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan yakalandı. 'Umut' adı verilen operasyon ve dava böyle başladı.


Mumcu’nun katilleri yakalanmıştı fakat azmettirenler kimdi? Aksoy, Üçok, Kışlalı, Mumcu cinayetlerinin emri nereden gelmişti?


Mumcu'nun katilleri hiç konuşmadılar, savunma yapmadılar. İşkence edebiyatı dışında hiçbir konuya değinmediler.


17 ay süren “Umut Davası” 2002 Ocak ayında kafalarda bir sürü soru işaretleri bırakarak sona erdi. Kararda üç sanık hakkında en ağır cezanın verilmesine rağmen Prof. Dr. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerini hangi kuvvetin azmettirdiği ve karar verdiği saptanamadı, açığa çıkartılamadı.


Bunu aydınlatmak, bir yurtseverlik görevi olarak hala önümüzdedir.


Hikmet Çiçek


Odatv.com



Bu haber ile ilgili
Bu haberi yorumla
Yorum yaparak Kullanım Şartları, Topluluk Şartları ve Sorumluluk Reddi Beyanınını kabul etmiş sayılırsınız.
1 dakika da en fazla 1 yorum gönderebilirsiniz.
Yorumlar (0)