Tarihte ilk defa yok edecek araçlara sahibiz

Tarihte ilk defa yok edecek araçlara sahibiz

Verileri incelemeyi sürdürelim.


Kutuplardaki buzdağları ile ilgili çalışmalar bize, atmosferdeki karbondioksit yoğunluk seviyesinin son 420 bin yılın en yüksek seviyesinde olduğunu gösteriyor. Büyük bir olasılıkla son 20 milyon yılın da en yüksek seviyesi bu.


Atmosferdeki hızlı karbondioksit artışı da, yüzde 8’i son 20 yılda gerçekleşmek üzere, 250 yılda yüzde 32 gibi rakamla, kesinlikle son 20 bin yılın en yüksek oranı.


Koruların ve ormanların yok edilmesi özellikle tropikal alanlarda inanılmaz bir hıza ulaşmış durumda. Korular ve ormanlar, fotosentez işlemiyle atmosferden karbondioksiti emer, dönüştürür ve atmosferdeki karbondioksit’in emilmesi ve yeniden çevrilmesinde en temel aracı oluşturur. Son yıllarda, her yıl İsviçre büyüklüğünde bir alanın çölleştiği hesap edilmekte.


Dünya yüzeyinin insanoğlu tarafından dönüştürülme hızı, nüfus büyümesi, ekonomik ve endüstriyel gelişmeye bağlı olarak artmakta. Bu da Küresel İklim’in enerji dengesindeki değişiklikleri tetiklemekte. Bunun da ötesinde, toprak kaynaklarının yoğun kullanımı, kara ve deniz kirliliği ve insanoğlunun son yüzyıldaki diğer faaliyetleri, gezegenin güneş enerjisi emme ve güneş radyasyonunu uzaya yansıtma kapasitesini değiştirmiş vaziyette.


İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ


1999-2100 periyodunda gezegenimizin ortalama küresel sıcaklığı, insan faaliyetine bağlı olarak minimum 1.4C’den en iyimser senaryo ile maksimum 5.8 C’ye kadar artış gösterebilir.


Yıllık yüzde 1 atmosferik karbondioksit yoğunluğu artış oranının korunacağı hipotezine dayanan gelecek projeksiyonlarını incelersek, yaklaşık 70 yılda atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun bugünkü seviyesinin iki katına çıkacağı ve gezegenin ortalama sıcaklığının da yaklaşık 2 C  artacağı sonucu çıkarılabilir.


Yoğunluk değişmese bile, sıcaklık artmaya devam edecektir. Aslında sıcaklık gelecek 70-100 yıl içinde kabaca 1.5C artacak ve 2140-2170 yılları arasında şimdiki seviyesinin yaklaşık 3.5 C fazlasına ulaşacaktır.   


Bir başka deyişle, karbondioksitin atmosferdeki yoğunluğunun sabitlenmesi ile sıcaklık artışının sabitlenmesi arasında bir gecikme söz konusu. Eğer karbondioksit yoğunluğu durmayıp da şimdiki seviyesinin 4 katına çıkarsa, sıcaklık artışı da devam edecek ve 2100 yılında 3.5C, 2150 yılında ise yaklaşık 5.5 C’ye ulaşacak. 2200’den sonra 7 C civarlarında istikrar kazanacak.


Geleceğe ilişkin projeksiyonlar, küresel deniz seviyesinin 2090 yılında minimum yaklaşık 20 cm., maksimum 50 cm. yükseleceğine işaret ediyor. Aslında eğer küresel sıcaklık ortalaması 2 C’den fazla artarsa, 2100 yılından itibaren maksimum yükselme 75 cm.’ye ulaşabilir.


Deniz seviyesindeki yükselmenin başlıca nedeni okyanusların ısıl genleşmesidir. Akdeniz’de bu artışın, 2090 yılı itibariyle 20-30 cm. arasında olacağı öngörülüyor. Bu yüzyıl sona ermeden 1 m. yüksekliğindeki bir sel, bütün metro ağı ve 3 ana havaalanı dahil olmak üzere New York’un büyük bir bölümünü sular altında bırakabilir.


Karbondioksit’in ve diğer sera gazlarının atmosferdeki yoğunluğunun sabitlenmesinden sonra sıcaklık artmaya devam edecek ve ancak 70 yıl veya daha fazla gecikmeden sonra sabitlenecek. Yani şu an itibariyle gelecekteki insan kaynaklı muhtemel iklim değişikliklerini yavaşlatabilir, fakat yok edemeyiz.


Ortalama sıcaklığın yükselmesi ve atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun artması, doğal ekosistemlerin dengesini değiştirebilir, hatta gördüğümüz tüm manzarada değişikliklere yol açabilir.


OLAĞANÜSTÜ OLAYLAR


Olağanüstü meteorolojik olayların sıklığındaki muhtemel artış, konutlarda, üretim tesislerinde ve altyapılarda ekonomik ve sosyal hasarın artmasına yol açacak. Sıcaklık artışı ayrıca insanların serbest zaman kullanımlarının da değişmesine neden olacak.


Deniz seviyesindeki yükselme, Avrupa’nın Akdeniz kıyı bölgelerini tehlikeye sokacak. En büyük problem, nehir deltalarındaki sulak alanların kaybı, tarımdaki ve içilebilir suyun erişebilirliğindeki sonuçlarının yanısıra tuzlu suyun kıyı tatlı su yataklarını istilası ve kıyı erozyonunda artış olacak. Kuzey Avrupa’da en fazla etkilenecek kıyı alanları, Baltık kıyıları, özellikle de Polonya’dır.


İklim değişikliklerinin negatif etkisini asgariye indirmenin bir tek gerçekçi yolu var:İnsanoğlunu neredeyse yalnız fosil yakıt ve büyük çapta doğal kaynak kullanımına dayalı bugünkü sosyo-ekonomik sistemden, fosil yakıt ve doğal kaynak kullanımından bağımsız bir sosyo-ekonomik sisteme geçmek.


Yani, bir enerji devrimi’ni gerçekleştirmek üzere, ulusal ve uluslararası ölçekte büyük bir ortak bilimsel, teknolojik ve mekanik araştırma geliştirmek.


Şu ana kadar yapılmış olan uluslararası anlaşmalarla yukarıdaki öneriler karşılaştırıldığında, hükümetlerin ve hükümetlere yön veren sınıfların, iklimi daha şimdiden dramatik bir biçimde etkileyen ve atmosfere salındıktan sonra 70-100 yıl boyunca geri dönüşsüz sonuçlara yol açacak olan maddelerin birikmesine izin vererek ateşle oynadığını görebiliriz.


Aynı hükümetler bilimsel çevrelerin uyarılarını dinlemeyi reddetmekte, araştırmalara az katılım sağlaması ve kirlenmeyi tersine dönüştürmek için gerekli politikaları hayata geçirmek için çok pahalı olması ve ekonomilerini riske sokacakları iddialarıyla kabul etmemekteler.


Nüfusunun üçte birinden fazlasının aşırı yoksulluk koşullarında ve sanayileşmiş ekonomilerin dışında yaşadığı bir dünyada, ısınma sorununun da katlanarak büyümesi, enerji kullanımı ile ekonomik gelişme arasındaki ilişki kökten değiştirilmediği takdirde kaçınılmazdır.  


Tarihte ilk defa insanlık, doğumuna ve gelişimine şahit olan bu gezegeni yok edecek araçlara sahiptir.


ABD’siz Kyoto Protokolü ve İklim Anlaşması’nı da yazalım gelecek sefere...


Yazalım ki, ne tür bir emperyalist yutturmaca ve kandırmaca ile karşı karşıya olduğumuz tam anlaşılsın.


Halit Kakınç


Odatv.com



Yorumlar (0)
Haberi yorumla
Yorum yaparak Kullanım Şartları, Topluluk Şartları ve Sorumluluk Reddi Beyanınını kabul etmiş sayılırsınız.
1 dakika da en fazla 1 yorum gönderebilirsiniz.