Türkiye bu kimliğini sonsuza kadar korumak zorunda

Türkiye bu kimliğini sonsuza kadar korumak zorunda

Ayasofya’nın müze’den camiye çevrilmesi süresince yapılan tartışmalar, ülkemizde halihazırda laik devlet kavramının yeterince anlaşılamadığını göstermektedir.


Açıkça söylemek gerekirse laikliğin ne olduğu, içeriği ve kapsamı hakkında herkesce benimsenen ortak bir anlayışa varmak, nedense bugüne kadar söz konusu olmamıştır. Problemi karmaşık hale getiren etkenlerden biri de laikliğin çeşitli ülkelerde tarihi, sosyal ve siyasal nedenlerle farklı yorumlanmasıdır.


LAİKLİĞİN KÖKENİ...


Laiklik sözcüğü dilimize Fransızca’dan “Laique” olarak aynen geçmiştir. Yunanlılar, din adamı niteliğini ve yetkisini taşımayan kimselere “Laikos” demiştir. Şu halde laik kimse, halktan olan bir başka deyişle rahipler sınıfına mensup olmayan kimse demektir.


Yani laik sözcüğünün kökeninde, dine karşıtlık yada düşmanlık diye bir şey söz konusu değildir. Asker olmayan kimseye nasıl sivil deniyorsa, din adamı yani ruhani olmayan kimselere de böylece laik denilmiştir.


İster spiritüalist ister materyalist yaklaşım olsun, bazı düşünürlere göre laiklik insana, insan aklına, insanlığın sonsuz gelişimine ve evrimine inanmaktır.


Din adamları arasında laikliğin bir din aleyhtarlığı felsefesinden başka bir şey olmadığı görüşü hakimdir. Din aleyhtarlığı şeklinde kabul edilen görüşler meseleyi hukuki açıdan değil, felsefi bir yönden ele almaktadır.


Devletçe yürütülen laiklik anlayışında ise, dinlerin yerini alacak yeni bir doğmalar sistemi, yurttaşlar için kabulü zorunlu bir iman sistemi olamaz. Olmamalıdır da.


Laik devletin resmi bir dini olmadığı gibi benimseyeceği felsefi bir inanışta yoktur.


BAĞNAZLIKLA İLGİSİ YOK


Laiklik sosyal açıdan yalnızca devlet içinde din işleriyle dünya işlerine değin otoritelerin birbirinden ayrılması ve de sosyal yaşamın birçok dallarıyla devlet ve din arasında ilişkilerin çözümlenmesi olarak anlaşılmalıdır.


Böylelikle milli eğitimin, ailenin, ekonomik yaşamın, haddı zatında görgü kurallarının, kıyafet ve benzerlerinin değişmez din ölçülerinden ayrılarak zamanın ve yaşamın gerçeklerine uyma zorunluluğu amaçlanır.


Laik devletin temel hakları arasında yer alan din özgürlüğünün, biri vicdan özgürlüğü diğeri ibadet özgürlüğüdür.


Her kişinin dilediği dine inanmak yada inanmaması konusunda ki özgürlüğü ne kadar vicdani bir haksa, ibadet özgürlüğünü de bunun doğal bir sonucu olarak görmemiz gerekir.


Dini ödevlerin yerine getirilmesinin kuşkusuz bağnazlıkla da ilişkisi yoktur. Dini inançların erozyona uğratılmasında en büyük tehdit yobazlık ve radikal dinci akımlardır.


Türk devriminde laiklik çok anlamlı, sosyal yaşamı kökten değiştiren ve toplumsal kurumlara dinsel tam bir bağımsızlık kazandırmayı amaç edinen bir hareket olarak ifade edilmektedir.


Belirtilmesi gereken bir noktada şudur ki, Türkiye’de laiklik ilkesi Batı’da olduğu gibi tarihi bir evrimin sonucu olmaktan ziyade cumhuriyet devrinde gerçekleşen Türk devrimlerinin baş yapıtıdır.


Bu ilke, Türk Devleti’nin çağdaşlaşma sorununun en önemli etkeni olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar hangi alanda, ne adına yenilik getirilmek istenmişse, o kanunun dine aykırı olup olmadığı hep söz konusu olmuştur.


Nitekim Osmanlı Devleti 3 Kasım 1839’da Gülhane Hattı Hümayunu dediğimiz Gülhane Parkı’nda halka açık alanda okunan fermanda “Devlet yüzelli yıldır uçuruma olanca hızıyla gitmektedir” denildikten sonra bu uçuruma gidişin nedenini “Dine gereği gibi uyulmamak” olarak gösterilmiştir.


Halbuki durum tamamiyle tersinedir. Batı’da çağdaş hukuk düzeni kurulurken, din ve devlet düzeni birbirinden vicdan özgürlüğü çerçevesinde ayrılmıştı. Osmanlılar da ise hukuk ve devlet düzeninin, şeri kanunlara uygunluktan ayrılmaması nedeniyle toplum çağ dışına itilmiş ve yok olma noktasına getirilmiştir.


1937 yılında Anayasa’ya da girmiş olan laiklik ilkesi, “Herkesin vicdan ve dini düşünce özgürlüğüne sahip” olduğunu vurgulaması temelinde devlet düzeni hiçbir biçimde dinsel esaslara bağlanamaz. Amaçlanan ise dini devlet işlerine ve insan ilişkilerine karıştırmamaktır.


Ayasofya üzerinden kopartılan fırtınalar birtakım şer odaklarını cesaretlendirmiş olsa da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik, laik, sosyal ve bir hukuk devleti kimliğini sonsuza kadar korumak zorundadır.


Netice olarak; laiklik çağdaşlaşmanın ve cumhuriyetimizin güvencesidir.


N. İsmet Hergünşen / Emekli Deniz Kurmay Albay


Odatv.com



Bu haber ile ilgili
Bu haberi yorumla
Yorum yaparak Kullanım Şartları, Topluluk Şartları ve Sorumluluk Reddi Beyanınını kabul etmiş sayılırsınız.
1 dakika da en fazla 1 yorum gönderebilirsiniz.
Yorumlar (0)